HASAN KONU; “ANAMIN ÖĞÜTLERİ”

Ana Sayfa » Yazarlar » HASAN KONU; “ANAMIN ÖĞÜTLERİ”
Paylaş
Tarih : 29 Aralık 2012 - 9:54

Çocukluk günleri ömür boyunca unutulmayan günlerin başında gelir. Öyle ki yıllar sonra bile o günleri yeniden yaşarcasına büyük bir zevkle defalarca anlatırım.Kuyumuzun şimdiki durumu

Çocukluğumda baharda bağımıza göçerdik. Sıra sıraydı bağlar. Mayıs ayı gel­di mi bağ komşuları bir bir bağlara taşınırlardı. Bir anda bağlar ara­sındaki Aralık şenlenirdi. İlkbahar ve yaz mevsimleri çok tatlı geçerdi bağlarda.

Karpişte denilen evlerde otururduk. Karpiştelerin ön bölümünde köylü şapkasının siperliğine benzer gölgelikleri olurdu. Gölgeliğin altında oturulmaya yarayan serin şahni’lerin çevrelediği tahtalılar bulunurdu. Bağa göçüşümüzde ilk iş karpiştenin oluklu kiremitlerini elden geçir­mek olurdu. Babam, her yıl kiremitleri aktarırdı. Bazı komşular ise Kestel Gölü’nden getirdiği kamışları çatının açık bölümlerine düzenlice yerleştirirdi.

Yaz günlerinde siperliğin altındaki tahtalıya yataklarımızı serer­di anam. Burada, dolunaylı yaz gecelerinin uykusuna doyum olmazdı. Oluklu kiremitlerin, kamışların arasından sızan ay ışığını izlemek ayrı tat verirdi insana.

Suyumuzu, bağımızın hemen önündeki kuyudan alırdık. Gıcırdaklı demir çıkrık akşama kadar hiç boş kalmaz, gelen geçen bu kuyudan çektiği suyla serinlenir, hayvanlarını sulardı.

Ailede büyük-küçük herkesin bir görevi vardı. Sonbahara kadar da işimiz hiç bitmezdi. Hemen her sabah babam atları arabaya koşumlar, anam ve ağabeylerimle tarlaya giderlerdi.  Kardeşimle ben evde kalırdık. Evi bekler, buzağılara falan bakardık. Anam, gedik dediğimiz bağ kapısı­nı çıkıncaya kadar öğütlerde bulunur, görevlerimizi tekrarlardı.

Yine böyle bir günde ben de tarlaya gitmek istedim. Yalnız kalmış­tım. Kardeşim, dedeme takılıp gitmiş, günlerdir gelmemişti. Benim de yal­nızlıktan olacak canım sıkılmıştı. Yalnız kalmayı sevmemiştim.Karpişte-Mıncıraklı

Babam, arabaya atları koşumlamış, yemekleri, su testilerini ve tarla­da kullanılacak araçları arabaya yerleştirmiştik. Pancar çapasına gidi­lecekti. Ben de gideceğim diye tutturmuştum. Anamın, babamın bütün ısrar­larına rağmen inadım tutmuştu, ille de gidecektim. Mecbur kalmışlar, beni de götürmüşlerdi. Tarlaya varıncaya kadar çok neşeliydim. Tıkır tıkır arabayla gitmek çok keyifliydi.

Çapa yapamıyordum, beceremiyordum. Bana çapa yaptırmadılar. Arabanın gölgesine koyduğumuz testiden ara sıra su taşıyordum. Bu işten de pek zevk almamıştım. Kuşluk sıcağı da çökmüştü. Arabanın gölgesinde oturmamı söylüyorlardı. Ama orada da yalnızdım. Tarlaya geldiğime pişman ol­muştum. Bu pişmanlığımı da çocukça çıkardığım “çıngar”larla açığa vur­muştum. Büyüklerim çok sabırlıydılar, pek bir şey dememişler, çocukluğuma vermişlerdi. Sıcağın artmasıyla benim huysuzluklarım da arttı.

Tam bu sırada yoldan, bağ komşumuzun oğlu Mehmet ağabey geçiyordu. Beni onun yanına verdiler. Anam, çok sıkı tembihlerde, öğütlerde bulundu. Doğruca evimize gidecektim. Evden ayrılmayacak, buzağılara su ve ot ve­recektim. Daha bir sürü öğüt. Kuyuya bakmayacağım, başım ağır gelir, dü­şerim. Oyuna dalmayacağım. Asfalta çıkmayacağım, çarpılırım…

Benden pek fazla büyüklüğü olmayan Mehmet Ağabey’le yaya olarak bağımıza doğru yola düştük gidiyoruz. İlk bağlara vardığımızda bütün söylenenleri unutup oyuna daldık. Söylenen hiçbir şey umurumda değildi. Ağaçlara falan çıktık, sapan çatalı kırdık. Bu arada ağaçlardaki kuş yu­valarına musallat olmuştuk. Daha tüyleri bile tam olarak çıkmamış kuş yavrularını yuvalardan alıyorduk. Eve götürüp besleyecektik. Sonra besle­mekten vazgeçtik, harımlardaki böğürtlenlerin aralarına bıraktık. Daha neler neler yaptık. Çocukluk bu ya aklımıza ne gelirse onu yapıyorduk.

Biz oyuna öyle dalmışız ki zamanın nasıl geçtiğini hiç fark edememişiz. Akşam olmuş, biz daha eve ulaşamamışız. Güneş tam batmak üzereyken bağımızın yakınına nihayet gelebilmişiz. İşte o anda anamın söyledikle­rini hatırlayabilmiştim. Öyle ya benim görevlerim vardı. Bağımıza yönel­memle duraklamam bir oldu. Çünkü ailem tarladan dönmüştü. Arabamız, karpiştenin önünde duruyordu. Atlar arabadan çözülmemişti. Herkes koşuşturuyor, beni arıyorlardı. Bunu anlamıştım. Biri kuyuya bakıyor, biri otomobil­lerin sıkça geçtiği anayola koşuyor, biri komşulardan tarafa gidiyordu.

Yüreğimin küt küt attığını hatırlıyorum. Çok büyük bir pişmanlığın çocuk benliğimi bir anda kapladığını hissetmiştim. Eyvahlar çekmiştim yüksek sesle. Ama ne kadar pişmanlık duysam artık boşunaydı. Hemen koş­tum varıverdim.

Beni görünce anacığım rahatlayıvermişti,beni sağ salim bulmanın sevinci okunuyordu yüzünden.. Fakat babam, korkunun da verdiği kızgın­lıkla tutuverdi beni, başladı vurmaya. Suçluydum. Anam kurtarmıştı beni. İlk kez dayak yemiştim babamdan.

Olanları bir anda unutmuşlardı. Belki de unutmuş, görünüyorlardı. Ama ben unutamıyordum. O gece erkenden yatmama rağmen uyuyamamıştım. Belki de en kötü gecem o gecem olmuştu. Ağaç dallarını kırmış, kuş yuva­larını bozmuş, üstelik yavruların ölümüne sebep olmuştum. Evde ise buza­ğılar aç, susuz kalmışlardı. Ailemi kırmıştım, üzmüştüm. O gece, olanları kendi kendime yorumlamış, çocukça sözler vermiştim kendime.

Gece bir ara anam usulca yanıma sokuldu. Gayet tatlı bir şekilde neler yaptığımızı, nerelerde eğleştiğimizi sordu. Ben de her şeyi olduğu gibi bir bir anlattım. Kuş yuvalarını bozduğumuzu, yavruları aldığımızı anlattığım sırada sesinin sertleştiğini hatırlıyorum. Susmuştum. Konuşma sırası anamdaydı: Kuş yavrularının hakkını nasıl ödeyecektim? Yuva boza­nın elleri kururdu. Ya benim ellerim de kurursa ne yaparım? Kupkuru ke­mikli ellerimle hangi işi görebilirim? Nasıl yazı yazarım?

Ellerimi yokladığımı, kurumaya başlayıp başlamadığını anlamaya ça­lıştığımı hatırlıyorum.

Korkuyla, olanların verdiği üzüntüyle geçirdiğim o gecenin huzur­suzluğunu günlerce üstümden atamadım. Huzursuzluğumu fark eden anam ye­tişti yine imdadıma. Beni korkutmak için bir daha yapmamam için söy­lemişti her şeyi. Ellerim kurumayacaktı. Ama bir daha yaparsam o zaman gerçekten kururdu. Anam öyle demişti.

İçimi buruk bir sevinç kaplamıştı.  Ellerim kurumayacaktı, ama o yav­ruların acısını içimde hep duyacaktım. Hem de uzun yıllar boyu bu acı­yı hep yaşayacaktım.

O gün babamdan yediğim dayak ilk ve son dayak olmuştu. Bir daha hiç kuş yuvası da bozmadım. Ama yeni tüylü, sarı gagalı kuş yavrucaklarını böğürtlenlerin arasına atışımı da hiç unutmadım. O yoldan her geçişimde, her ilkbahar gelişinde o günü yeniden yaşarım. Böğürtlenlerin arasına bakışlarım ister istemez kayar, yüreğim sızlar. Ardından da bilmeyerek yaptığım bu hatayı affetmesi için Allah’a yalvarırım, dua ederim. Anamın öğütlerini de o günden sonra hep tuttum. Bugün bile onun sözünden dışarı çıkmam. Benim yaşadığım o zor günleri şimdiki çocukların yaşamaması için bu buruk anımı onlara hep anlatırım.       Hasan Konu

Etiketler : ,

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

MUTLU OLMANIN TEMELİ “İYİ TARAFINDAN BAKABİLMEK”

MUTLU OLMANIN TEMELİ “İYİ TARAFINDAN BAKABİLMEK” İnsanlar hayatının birçok yerinin gidişatını kendisi tayin edemez. İnişler – çıkışlar,

Eski Hastane Semt Polikliniği Olabilir

Eski Hastane Semt Polikliniği Olabilir  Bucak ilçesi sağlık alanında Batı Akdeniz bölgesinde ismini duyuran bir ilçe ve civar ilçelerden

Gurbetçiler ve Konsolosluklar

Gurbetçiler ve Konsolosluklar  Bugün kü köşe yazımız bir gurbetçi ailesinin yaşadıkları ve aktardıklarından geliyor. Öncelikle Aypar

EN SON HABERLER

KÖŞE YAZARLARI