HASAN KONU; ” GÜL SEVGİSİ”

Ana Sayfa » Yazarlar » HASAN KONU; ” GÜL SEVGİSİ”
Paylaş
Tarih : 29 Aralık 2012 - 9:45

Her sabah yeni bir günün başlangı¬cıdır. Akşam ise günün ölümü¬dür. Hesap zamanıdır akşam. Ömür de bir gün gibidir. Ölüm ömrün akşamıdır. Yaşayan her canlı ömrün ak¬şamına kavuşacaktır.
Mehmet’in dedesi, o olgun sesiyle böyle derdi. Hemen her sabah erkenden kalkarlardı. Torunlarını karşısına alır, ön¬ce namaz sureleri üzerinde çalışırlardı. Sonra da dili döndüğünce Kur’an-ı Kerim’den kıssalar aktarırdı torunlarına. Konuşmasını hemen her gün aynı sözlerle bitirir, Akşam olmadan gününü iyi değerlendirmeli insan, derdi.
Kurban Bayramı yaklaşıyordu. Mehmet’in dedesi bu yıl Hac’ca gidecekti. Arkadaşlıklarına bir süre ara vereceklerdi. Fakat Mehmet mutluydu.’ Çünkü dedesi o mübarek topraklara gidecek, Kıblemiz Kâbe’ye yüz sürecekti. Orada O mübarek insanın, Sevgili Peygamberimiz’in mübarek kabrini ziyaret edecekti. Ne kadar büyük bir ibadetti bu!
Mehmet, bunları düşünürken daldı gitti. Küçüklüğünden beri öğrendiklerini, hayallendiklerini zihninden geçirdi bir bir.
Dedesi anlatmıştı. Sonra da okulda Din Kültürü Dersi Öğretmeni Ertürk Bey, Yeri, göğü, yıldızları yaratan Allah, bunla¬ra hükmetmesi için insanı yaratmıştı, in¬san için çok çeşitli nimetler de yaratmıştı, insana sağlık, sıhhat, akıl vermişti. Bütün bunlara karşılık olarak ibadet etmesini is-temişti insandan. Fakat insanlar arasın¬dan öyleleri çıkmıştı ki, hep şükürsüz ve asi olmuşlardı. Yaratılan her varlık Allah’a karşı ibadet ederdi. Bazı insanlar onlar kadar olamamışlardı.
Mehmet, işte bunları düşünürken dedesinin anlattıklarından bazılarını hatırlamıştı. Cenab-ı Allah’ın hikmetlerini düşünmüştü. Dedesi; ‘”Allah, dinimizi bize bu dünyada ve öbür dünya¬da mutlu olalım di¬ye göndermiştir. Peygamberleri de insanlar arasından elçi olarak seçmiştir,” demişti. Ertürk ‘Bey’in anlattıkları ve Mehmet’e verdiği kitaplarda anlatılanlar da ‘aynı şeyleri söylüyordu. O peygamber¬ler ki insanlar için çalışmışlardı hep. Ama hemen hepsi de insanların bir kısmından eziyet görmüştü.
Mehmet, dedesinin o tok sesini duyar gibi oldu: “Biz bütün peygamberlere inanırız, hepsini severiz. Ama son ve en büyük peygamber bizim peygamberimizdir. En çok da O’nu severiz.” Böyle demişti dedesi. Ertürk Bey de bir gün derste: “En çok bizi yaratan Allah’ı sevmeliyiz. Sonra da Peygamberimizi sevmeliyiz. Onu anamızdan, babamız¬dan her şeyden daha çok sevmeliyiz ki gerçek mümin olabilelim.”
Mehmet, bu sözleri duyduğu günü hatırladı. O gün sevgisini anlatmak, gö¬nülden şükretmek istemişti. Şimdi farkın¬da olmadan aynı sözleri tekrarlıyordu: Şükürler olsun Yarabbi. Bizi dünyaya getirdin, sayısız nimetler verdin. Bizi, Hz. Muhammed’in ümmetinden eyledin. Son¬ra da Peygamberimiz için söyle seslen¬mişti: Allah senden razı olsun. Bize İslam’ı öğrettin. Birçok eziyetler çektin.
Mehmet, o günlerde bunları düşü¬nüp şükrederken cahiliye devrini hatırla¬mıştı. Sonra savaşlar her zamanki gibi ru¬hunu sarsmıştı. Nasıl sarsılmasındı? Şimdi yine insanlar öldürülüyordu. Acımasızca çocuklar katlediliyordu. Cennet vatanımı¬zın bir köşesinde teröristlerin köy basıp katlettiği insanların, küçücük masum yav¬ruların hayalini, hatırladı Mehmet. Yüreği yeniden burkuldu, sıkıntılar bastı. Sonra; Bosna’da, Karadağ’daki çocukları hatırla¬dı. Kolu, bacağı kopmuş, gözü çıkmış, te¬cavüze uğramış masum yavrular… Boş yere yapılan savaşlar, kardeş kavgaları…
Ruhu sıkılmıştı Mehmet’in, insanların acizliği karşısında sanki ezilmişti, insanın dünyaya geliş sebebini düşünmüştü ye¬niden. Yaşananları düşünmek istemiyor¬du. O sevgi, o, Allah ve Peygamber sev¬gisi insanların yüreğinde parlasa acaba aynı olaylar yine olur muydu? İnsanlar ve masum yavrular yine ölür müydü?
Mehmet, kendi kendine bunları sor¬muştu. Sonra dedesinin mübarek yolcu¬luğunu hatırladı yeniden. Mukaddes topraklarda herkesin kardeşçe yapacakla¬rı güzel ibadetleri hayal etti. Sevindi, inançlar uğruna yapılacak yolculuktan gurur duydu. Yunus Emre’nin bu yolcu¬lukla ilgili bir dörtlüğünü hatırladı:

“Bir mübarek sefer olsa da gitsem,
Kâbe yollarında kumlara batsam.
Güzel yüzün bir kez düşte seyretsem,
Ya Muhammed, canım arzular seni.”

Ne güzel söylemiş Derviş Yunus, dedi içinden, içinde bir yerlerde güçlü bir isteğin doğduğunu hissetti. Birden, dedesiyle gitmek istediğini, Yunus’çasına bir arzu duyduğunu fark etti. Ama bu şimdilik imkânsızdı. Dedesi yarın gide¬cekti. Mehmet ise yalnızca uğurlayıp se¬lam gönderecekti.
İşte bu sırada bir dilek gelmişti aklına. Öyle bir dilek ki mutlaka dedesine söyle¬meliydi. Tamam, yarın ilk fırsatta dileğini dedesine söyleyecekti. Cümleleri şöyle içinden bir geçirdi, tekrarladı. Dedesine o mukaddes yerlerde dilediğini söyletecekti. Çünkü Ertürk Bey’in dediğine gö¬re Kâbe’de ve Peygamber Mescidi’nde yapılan dualar mutlaka kabul olurdu.
Mehmet; rahatlamıştı, gülümsemişti. Yeniden tatlı hülyalara daldı. Milletinin Allah için Peygamberi için yaptığı hiz¬metleri düşündü. Derviş Yunus’un başka bir şiirini hatırladı:

“Canım kurban ol¬sun senin yoluna,
Adı güzel kendi güzel Muhammed.”

Yunus’un kurban oluşunu milletinin tarihler boyunca gerçekleştirdiğini düşünmüştü. Çünkü İsla¬miyet’in en büyük koruyucusu Türk Millet’iydi. Onun uğrunda seve seve şehit olan Türkler, Peygamberimiz’in övgüsü¬ne layık olmuş askerlerdi. Onlar için şe¬hitlik en yüce mertebeydi.
Milletimizin; Allah, Peygamber, din sevgisini düşünmüştü Mehmet. Allah rı¬zası için ülkeler fethetmişler, oralarda O’nun adaletini gerçekleştirmişlerdi. Al¬lah rızası için yaşamışlar, Peygamberin sünnetini yaşatmışlardı.
Sonra, okuduğu bir yazıyı hatırladı Mehmet. Milletiyle daha çok övünesi geldi. Çünkü Milleti, Peygamber’ini öyle çok seviyordu ki doğan oğluna en çok O’nun adını vermişti. Muhammed adını Türkçeleştirmiş, Mehmet demişti. Öyle ki asker arasında en çok Mehmet adı oldu¬ğundan bizim askerimize Mehmetçik denmişti. Mehmet de bu adı taşımaktan gurur duymak istemişti.
Mehmet, bütün bunları düşünürken zamanın nasıl geçtiğini fark edememişti. içi yeniden sanki nurlarla dolmuş gibi aydınlanmıştı. Dedesi yarın gidece Yarın özlemle uğurlayacaktı dedesini. Di¬leğini tembihlemeyi de unutmayacaktı Mehmet. O eşsiz insanın huzurunda mutlaka dua edilecekti.
Eşsiz insan deyince Ertürk Bey’in an¬lattığı bir araştırmayı hatırladı: “Amerika’da bir araştırma yapmışlar, amaçları en essiz, en mükemmel insanı tespit etmekmiş. Bunun için dünyadan gelmiş – geçmiş büyük insanların özellikleri bilgisayara yüklenmiş, seçim yaptırılmış. Sonuç Hz. Muhammed çıkmış. Bir süre sonra araştırmayı tekrarlamışlar, yine aynı sonuç çıkmış.”
Ertürk Bey bunu anlattıktan sonra O’nun eşsizliğine dair çeşitli örnekler vermişti. Hz. Peygamber’in örnek bir kişiliği ve ahlâkı vardı.
Mehmet’in dedesi de Peygamberimiz’in ahlaken ve bedenen eşsiz ol-duğunu söylemişti. O’nun vücudu öyle temiz, öyle hoş kokarmış ki, sanki gül ko¬kusu gibiymiş. Cenab-ı Allah da insanlar içinde en çok O’nu sevdiğini bildiriyor.
Mehmet, gül kokusu sözünü hatırla¬yınca insanların gülü neden çok sevdiği¬ni düşündü. Hatta, Diyanet Vakfı’nın ambleminde neden gül olduğunu kavra¬dı. Gül, Peygamberimiz’i temsil ediyordu demek. Gül sevgi demekti O’na göre. Gül; Allah, Peygamber ve din sev¬gisi demekti, insan sevgisi demekti gül! Fakat ülkemizde ve dünyanın çeşitli yerlerinde gonca güllerin soldurulduğunu düşündü Mehmet. Çocuklar da birer gül değil miydi? Kundaktaki yavruların öldü¬rülmesi, yetim, sakat bırakılması ecelsiz soldurulan goncadan başka ne olabilirdi. Mehmet, işte bunları hatırladı yeniden, içi bir daha sızladı.
Hâlbuki Peygamberimiz çocukları ne çok severdi. Onlarla oynar, şakalaşır, bir dediklerini iki etmezdi. Hatta dedesinin söylediğine göre bir savaşta bilmeden öl¬dürülen kâfir çocukları için çok üzülmüş¬tü. Bilmeden öldürülseler de acısını gizle-yememiş, askerlerine “kâfir çocukları da olsalar çocukları öldürmeyin” demişti. Gül’ü tanımayan, tanımak isteme¬yen günümüzün bazı insanları ise çocuk¬ları bilerek öldürüyorlardı.
Gülün anlamını daha iyi kavrayan Mehmet, dedesine söyleyeceği sözleri yeniden tasarladı, içinden tekrarladı.
Sanki düşteymiş gibi kulağına do-bn seslerle, koşuşturmalarla uyanan hemen kalktı. Sabah gö-i yaptı. Bu yol hazırlığı için-de fırsat kolluyordu. Dedesiyle konuşacaktı. Nihayet o fırsatı yakalamıştı. Hemen dileğini dedesine ak-tardı. Dedesi biraz susup düşündükten sonra gülümsedi. Duygulanmıştı’ da. Yü¬ce ruhlu torununu kucakladı, öptü, öp¬tü. Sonra da : “Elbette yavrum dileği¬ni mutlaka yerine getirmeye çalışaca¬ğım, inşallah kabul olur” dedi Mehmet; sevinmiş, gözleri ışıl ışıl olmuştu.
Hacı adayları uçakla gidecekler¬di. Yol için bütün hazırlıklar ta¬mamlanmış, yolcular yerlerini almıştı. Uçak çalıştı, büyük bir gürül¬tüyle hareket etti. Gitti gitti hava-landı. Yerdeki büyük kalabalık¬tan bir sürü el sallanmıştı. Hızını alan uçak havada yükseldi yükseldi, uzaklaştı. Mehmet, uçağı gözden kaybedinceye kadar izlemişti. Şimdi Mehmet yerde, dedesi uçakta aynı dileği dualaştırıyorlardı. Aralarında sanki hiç uzaklık yokmuşçasına, sanki yan yana el açmışçasına aynı anda ikisinin de dudaklarından şu sözler göklere yükseliyordu: “Allah’ım, bütün insanların kalbini yumuşak tut. Yüreklerinde de senin sevgin. Sevgili Peygamberimizin sevgisi yeşersin. Gül sevgisi en yüce sevgi olsun… Senin her şeye gücün yeter Allah’ım…”
Mehmet’e göre gül sevgisi yeryüzüne yayılınca her kötülük bitecek, goncalar solmayacak, huzura kavuşulacaktı, İn¬sanlar biten günlerin akşamlarında hayırla geçen günlerinin sonunda hesaplarını doğruca vereceklerdi.
HASAN KONU

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

MUTLU OLMANIN TEMELİ “İYİ TARAFINDAN BAKABİLMEK”

MUTLU OLMANIN TEMELİ “İYİ TARAFINDAN BAKABİLMEK” İnsanlar hayatının birçok yerinin gidişatını kendisi tayin edemez. İnişler – çıkışlar,

Eski Hastane Semt Polikliniği Olabilir

Eski Hastane Semt Polikliniği Olabilir  Bucak ilçesi sağlık alanında Batı Akdeniz bölgesinde ismini duyuran bir ilçe ve civar ilçelerden

Gurbetçiler ve Konsolosluklar

Gurbetçiler ve Konsolosluklar  Bugün kü köşe yazımız bir gurbetçi ailesinin yaşadıkları ve aktardıklarından geliyor. Öncelikle Aypar

EN SON HABERLER

KÖŞE YAZARLARI