1-BUCAK’TAKİ TARİHÎ KERVANSARAYLAR (HANLAR)

Ana Sayfa » Gündem » 1-BUCAK’TAKİ TARİHÎ KERVANSARAYLAR (HANLAR)
Paylaş
Tarih : 10 Mayıs 2019 - 8:10

1-BUCAK’TAKİ TARİHÎ KERVANSARAYLAR (HANLAR)
“İnsan emeğini takdir etmeyen kimseye insan dememelidir; o, hayvana benzer”
Yusuf Has Hacib – Kutadgu Bilig, s. 220 – 2986. Beyit
Bucak’la ilgili olarak özel ilgimden dolayı geçtiğimiz yıllarda bazı çalışmalarım oldu. Hemşehrilerimiz bu çalışmalarımdan dolayı zaman zaman Bucak Kültürü içinde yer alan bazı sorular soruyorlar. Bunlardan biri ve en çok sorulanı da “Bucak’ta hangi tarihî eser veya yapı vardır?”
Sorulan soru kültürün bir bölümü olduğu için Bucak Kültürü’nün bazı bölümlerini ele almak istiyorum. Yaptığım hatırlatmaların çoğunu okuyucu da hatırlayacak, belleğini yenilemiş olacak. Ele alınan kültür konusu gereğince önce kültür kavramının bir tanımını yapmamız gerekmektedir. Bunda da Türk Dil Kurumu’na başvurmak en doğru tanımı yapmak olacaktır:
“Türk Dil Kurumu “kültür” kavramını temel anlamda “Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin.” olarak tanımlamaktadır.
Kültür, bir milleti ayakta tutan en önemli yapı taşlarından biridir. Kültürün bozulması veya yok olması, milletlerin sonunu hazırlayan nedenlerdir. Türk kültürü, milletler içinde en yüksek ahlakı ve yaşayışı içeren değerlerden oluşmaktadır.”
“ Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli Türk kahramanlığı ve Türk kültürüdür.”(K. ATATÜRK)
Antikçağda Bucak çevresinde de çeşitli yerleşimler olmuş, günümüze sadece yıkıntıları ve adları ancak ulaşabilmiştir.
Bucak’a ilk yerleşimlerden önce atalarımızın bugünkü yurdumuz topraklarına yerleşmelerinin kısaca incelenmesi gerekiyor. Atalarımızın bu topraklara gelişiyle ilgili olarak “Malazgirt Zaferi’yle Türklere Anadolu’nun kapıları açılmıştır.” denilir. Yalnız, bu büyük zaferden önce Anadolu, Türklerle tanışmıştır. En son yapılan araştırma ve incelemelere göre Türkler Anadolu’ya çok çok önceki zamanlarda ayak basmışlardır. Günümüzde Truvalıların Türklüğünden söz edilmektedir.
Bununla birlikte Anadolu’da yapılan son kazılarda (İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde devam eden yeraltı treni (metro) kazısı sırasında ortaya çıkan keşifler, tüm Türk tarihinin baştan yazılmasını sağlayacak türdendir. Eski Türk ve Altay kültürüne ait 3 bin 500 yıllık kurgan tipinde 35 mezar bulunan kazı çalışması, yıllarca Türklerin Anadolu’ya girişi olarak adlandırılan 1071 Malazgirt zaferinin aslında ilk girişimiz olmadığını gösteriyor. ) bulunan kurgan tipi mezarlar ata yurdumuz Türkistan kurganlarıyla aynı özellikleri taşır. Kurgan tipi mezarlar Türk ve Altay kültürlerine ait bir gömme çeşididir. Kurganlar, Oğuzlar, Hunlar, Göktürkler gibi büyük Türk boyları tarafından kullanılıyordu. Kurganlar Türklere ait bir mezar tipi olduğuna göre Anadolu’da bulunan kurganlar da Türklere aittir.
Bununla birlikte ömrünü taşlara işlenen resim ve yazılara adayan Servet Somuncuoğlu Türkistan’dan başlayıp Anadolu’ya kadar dağ taş gezerek yazılı kayaları incelemiştir. Sadece Türklere ait bir gelenek olan taşlara yazı yazma ve resim yapma sanatını Anadolu’da da araştırmış, Anadolu’da tespit ettiği kaya resim ve yazılarının Türklere ait olduğu ve Türklerin Anadolu’ya Malazgirt Zaferi’nden yaklaşık olarak 500-800 yıl önceleri geldiklerini tespit etmiştir.
Şimdi Türklerin, daha doğru bir tanımla Bucaklılar olarak atalarımızın Bucak çevresine yerleşmesine gelebiliriz. Türkler, 1204’te Anadolu Selçuklu Sultanı III. Kılıç Arslan zamanında Anadolu’nun bizim yaşadığımız bu bölgesine de gelip yerleşmişlerdir. Başta Kayılar olmak üzere Afşar, Çavdar, Bayındır, Bayat, Kınık, Salur, Eğmür boyları bu dönemde yerleşmişlerdir.(Kaynak: Selçuklular Zamanında Türkiye, Prof. Dr. Osman Turan, s.266)
Sonraki yüzyıllarda batıya akınlar düzenleyen Moğolların Anadolu’ya yerleşen Türk boylarını doğudan sıkıştırmasıyla Anadolu’nun doğusuna yerleşmiş olan Türkler batıya kaçarcasına çekilmişler, buradaki sahipsiz topraklara (Bizim bölgemiz de dâhil olmak üzere) yerleşmişlerdir. Çünkü burada yaşayan halk, Türklerin gelmesinden çekinerek büyük çoğunluğu İzmit’e çekilmiştir.( Kaynak: Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Prof. Dr. Osman Turan, s.304)
Kaynaklarca belirtildiği gibi Bucak çevresine Selçuklular döneminde yoğun bir yerleşme vardır. Bucak çevresine de ilk yerleşimler yukarıda belirttiğim tarihlerden sonra gerçekleşmiştir.
Bucak’ın doğal ve stratejik yapısına bakıldığında Bucak, Güney Anadolu’yu boydan boya geçen Toros Sıradağlarının batı kolları üzerinde kurulmuştur. Batı Toroslar arasında Bucak’ın yer aldığı vadinin üç tarafı dağlarla çevrilidir. Bucak, bu konumuyla Anadolu Selçuklularının Konya-Eğirdir-Antalya Kervan Yolu üzerindedir.
Bucak’ta bilhassa bana Bucak’ta hangi tarihî yapılar vardır? şeklindeki sorularla kasabamızın tarihî yapıları sorulmaktadır. Bu sorunun cevabının verilmesi gerekmektedir. Buna göre Bucak’ta çok eski tarihli yapılar olarak Anadolu Selçuklularına ait olan iki kervansaray ile bir sarnıçtan başka önemli bir yapı bulunmamaktadır. Bucak, bu yapıların tarihteki yerini aldığı dönemlerde yeni yeni kurulmaya başlanan bir birimdi. Bir yönetim merkezi de olmamasından dolayı ilçemizde o dönemlere ait tarihî yönetim ya da tarihî devlet binaları yoktur. Ancak, İlmeli Bucak Vadisi’nde yer alan kasabamızın yakın geçmişinden günümüze uzanan süre içerisinde yapılmış olan bazı yapılar görülebilmektedir. Bugüne ulaşmış ya da ulaşamamış, geçmişte Bucaklının hizmetini görmüş değişik türden Bucak yapılarını tanımaya çalışacağız.
Bucak sınırları içinde bulunan en eski yapı olarak İncir Hanı ile Susuz Hanı görülmektedir. Günümüzde İncir Hanı, Onaç Mahallesi sınırları içinde bulunmaktadır. İncir Hanı ilçe merkezine 7 km. uzaklıktadır. Susuz Hanı ise Bucak’a 10 km. uzaklıktaki Susuz köyündedir. Antalya-Burdur karayolundan da görülebilmektedir.
Tarihî kayıtlara göre İncir Hanı, eski İncirbazarı Kazası’ndadır. Günümüzde ortadan kalkan İncir Hanı yanındaki İncirbazarı kazası Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Isparta’ya bağlı 14 ilçeden 11. sırada yer alır ve Ağlasun’la birlikte yönetilirdi. İncirbazarı kazası 20. Yüzyılın başlarına kadar hayatını sürdürmüş, bu tarihlerden sonra önemini kaybederek ortadan kalkmıştır.
İncir Hanı, yakınındaki Roma dönemi antik kentin kesme taşları kullanılarak yapılmıştır. İncir Hanı’nın bedenini oluşturan bazı taşlarda Latin harfleriyle yazılmış küçük metinler ya da bölümler de görülebilmektedir. Günümüzde İncir Hanı’nın pek çok bölümü yıkılmış ve han, harabe halindedir. Ama ayakta kalan bölümleri doğaya karşı halâ direnmektedir. İki-üç yıllık gibi yakın geçmişte iki yıl süren kazı çalışmasıyla hanın avlusu ve bazı bölümleri ortaya çıkarılmıştır.
İncir Hanı’nın güneye açılan taç kapısında kitabesi vardır. Farsça yazılmış olan bu kitabenin Türkçe açıklaması “ Bu mübarek hanı imar ettiren emir, Büyük Sultan, şahlar şahı, muazzam toprakların sahibi, Arap ve Acem’in seyyidi, karaların sultanı ve denizlerin İskender’i, zamanının İskender gibi son taçlı sultanı, Keyhüsrev oğlu Keykubat oğlu Keyhüsrev. Müminlerin Emiri 636” olarak yapılmıştır. Bu kitabeden İncir Hanı’nın Miladî 1238 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı II. Keyhüsrev tarafından yatırıldığı anlaşılmaktadır. Kapının sağ kolunda da Katib-ül İmaret-i Mübarek cümlesiyle hanın mimarının adı da belirtilmiştir.
İncir Hanı’ndan güneye doğru yaklaşık bir yürüyüş uzaklığında da Susuz Hanı yer almaktadır. İncir Hanı’ndan güneye doğru Bucak Ovası içinde yüründüğünde Aladağ önlerinde bilhassa kış günlerinde çamurlu zamanlarda kervanların sıkıntısız ilerleyebilmesi için güzergâh boyunca bilhassa kayrak taşlarla çevreden biraz yüksekçe olan döşeme yol yapılmıştır. Ama bu yol yaklaşık otuz yıl öncesine kadar düzgün bir şekilde görülebilirken günümüze kadar maalesef ulaşamamıştır.
İncir Hanı ile Susuz Hanı’nın yaklaşık olarak ortası sayılabilecek bir noktaya yapılan sarnıç (Burunucu Sarnıcı), kervan yolcularının su ihtiyacını karşılamıştır. Bu sarnıç şimdiki Bölge Trafik Merkezi’nin tam batısında ana yolun sağında ve korunmuş olarak hayatını sürdürmektedir. Bu tarihî sarnıç yakın zamana kadar da çevredeki küçükbaş hayvan besleyicileri tarafından kullanılmıştır.
Susuz köyünde bulunan Susuz Hanı’nın kitabesi yoktur ama İncir Hanı ile aynı dönemde yapıldığı tahmin edilmektedir. İncir Hanı, sade vatandaşların konakladığı bir han iken Susuz Hanı üst tabakanın konakladığının tahmin edildiği daha küçük ve zarif bir handır. Susuz Hanı, Selçuklu kervansaraylarından bazılarında görüldüğü gibi kubbesi yarım küre şeklindeki “kubbeli kervansaraylardandır.” Kubbesinde kalp biçiminde hem ışıklandırma hem de havalandırma amaçlı dört tane bölüm vardı. Biz zaman zaman ziyaretlerimizde hanın kubbesini böyle gözlemlemiştik. Ama yılların verdiği harabiyetle üst kubbenin bilhassa oturduğu sekizgen bölümün zarar görmüş olabileceği düşünülebilir. 2000’li yılların başlarında yapılan yenilemede (restorasyonda) han kubbesinin bu orijinal durumuna uyulmamıştır. Kubbenin üzerine daha dik ve türbe kubbelerini andıran dilimli bir kubbe eklenmiştir. Bilirkişilerin niçin bu şekilde bir yenilemeye başvurdukları anlaşılamamaktadır. Hâlbuki 1884 yılında bu bölgeye gelen Alman gezgin Karl Grafen Lançkoronski’nin “ Pamfilya’dan Pisidya’ya adlı eserinde kesin ölçüleriyle yer alan Susuz Hanı’nın krokisi ve yandan kesitinin de yer aldığı çiziminde Susuz Hanı’nın kubbesinin yarım küre şeklinde olduğu gayet açık bir şekilde görülmektedir.
Bucak’ta bu iki tarihî handan başka Türklere ait çok eski tarihli başka yapılar bulunmamaktadır. Bununla birlikte 20. Yüzyıldan itibaren günümüze kadar yapılmış olan günümüze ulaşan veya ulaşamayan bazı yapıları tanımakla yetinmek zorundayız. (Devam edecek)
NOT: Bu yazı hiçbir özel ve tüzel kişiyi, kurum ve kuruluşu tenkit etmek, suçlamak, yargılamak ve hesap sormak amacıyla hazırlanmamıştır. Sorumlu ve sorumsuz kişiler varsa onlara hesap sormak benim görevim değildir, öyle bir pozisyonda da bulunmuyorum. Ancak bu yazı, bir Bucaklı olarak Bucak’ın tarihî sayılabilecek halen ayakta bulunan ya da tarihe mal olmuş yapı, eser ve Bucak Kültürü içinde olup önemli görülen kültür ögeleriyle ilgili olarak bir durum tespiti yapılması ve kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla araştırılıp kaleme alınmış bir yazıdır. Kısacası bu yazı “Bucak’ta hangi tarihî eser veya yapı vardır?” şeklinde bana yöneltilen bazı sorulara ve bu soruların yan kollarına verilen cevaplar niteliğinde olacaktır. Kamuoyuna öncelikle bu durumu bildirmeyi gerekli görürüm.
Bu yazı bölümler halinde olacak ve okuyucuyu yormamak, bunaltmamak adına belli aralıklarla sizlere sunulacaktır. Anlayışınızdan dolayı teşekkür ederim.”

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

“SANAYİ MİRASIMIZA SAHİP ÇIKABİLDİK Mİ?

“SANAYİ MİRASIMIZA SAHİP ÇIKABİLDİK Mİ? Bucak Hizarcılar ve Marangozlar Odası Başkanı İsmail İnan, “Ustalardan çıraklara, siyasilerden

MAKÜ’den Örnek Bir Proje Daha

MAKÜ’den Örnek Bir Proje Daha Ülkedeki madenlerin yurtiçinde işlenip katma değerinin yükseltilerek ülke ekonomisine katkısının artırılması

SEL VE SU BASKINLARINA ANINDA MÜDAHALE

SEL VE SU BASKINLARINA ANINDA MÜDAHALE Bucak’ta ve köylerinde etkili olan yağışlar, sel ve su baskınlarına neden oldu. Burdur İl Özel İdaresi,

EN SON HABERLER

KÖŞE YAZARLARI